Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Değerli basın mensupları, bugün Denizli’ye üç günlük bir ziyaret için gelmiş bulunuyoruz. Genel merkezden sekiz genel başkan yardımcımız, iki Genel İdare Kurulu üyemiz ve bir genel başkan başdanışmanımızla birlikte dün bazı temaslarda bulunduk. Bugün de yarın da Denizli’deki temaslarımızı sürdüreceğiz. Denizli hiç şüphesiz Türkiye’nin, özellikle tekstilin, sanayide ana taşıyıcı kolonlarından birisi olduğu gibi, üzüm konusunda, zeytin konusunda dünyanın en kalitelileri arasında olan ürünleri ortaya koyan bir şehir. Ancak 1980’li yıllardan itibaren Türk sanayisinin öncü lokomotif sanayisi olan tekstil sanayisi, kötü yönetim neticesinde bugün bütün Türkiye’de olduğu gibi Denizli’de de tasfiye sürecine girmiş durumda. Ağır, çok ağır sorunlar yaşıyor. Geçen sene içinde Türkiye’de 345 bin tekstil işçisi işini kaybederken ve Türk tekstil sanayisi başta Mısır olmak üzere yurt dışına giderken Denizli’de de 45 tane büyük sanayi tesisi, tekstil fabrikası kapılarını kapatmış. Adeta bir çürüme süreci içerisine bırakılmışlardır. Üretimde olan tekstil firmaları ise son derece kaliteli ürünler ortaya koymalarına rağmen Avrupa şirketlerinin ancak fason üreticisi olmak durumundadır. Denizli sanayisi bunu hak etmiyor. Gelinen durum, Denizli’de tekstil üreticilerinin, tekstil sanayicilerinin bireysel başarısızlığı değil, AK Parti iktidarının izlemiş olduğu yanlış ekonomik politikaların sonucudur.
Keza tarımda da Denizli’de olağanüstü bir çöküş yaşanmaktadır. Olağanüstü güzel, sağlıklı Denizli zeytinyağı markalaşamadığı için İtalyanlar tarafından ucuza kapatılmakta ve şişelenerek daha sonra yüksek fiyatlara piyasaya sürülmekte. Yazık. Şişeleme tesisimiz mi yok? Keza Denizli’nin çok meşhur üzüm bağlarından elde edilen şarap, litresi bir iki dolara Almanlar, Fransızlar tarafından satın alınıp daha sonra şişesi 20 dolara satılmakta piyasada. Bu da yanlış tarım politikalarının bir sonucu olmak durumundadır. Ağustos’ta toplanması gereken üzümün bu sene hala toplanmamış olduğunu ve para etmediğini çiftçiden duyduk. İnanılır gibi değil. Bu, çiftçiyi tamamen açlıkla baş başa bırakmak anlamına gelecek. Keza dün Denizli’de değişik ziyaretler sırasında Denizli’nin esnaflarıyla da bir araya geldik. Ve bütün Türkiye’de duyduğumuz bu acı cümleyi duyduk: ‘Geçen seneye göre işlerimiz yüzde 50 düştü. Siftah edemedik ve bu krizden nasıl çıkılacağına dair en ufak bir umut yok.’ Yani sanayici perişan, çiftçi perişan, esnaf perişan. Denizli’nin ve Türkiye’nin AK Parti iktidarının ekonomik politikaları sonucunda geldiği nokta burası. Ama haksızlık da etmeyelim, mutlu olanlar da var. Foncular çok mutlu. Milyarlarca doları vurup kaçanlar çok mutlu. Adeta korunup kollanmaya devam ediyorlar. İktidar mahfillerine yakın AK Partililer bile bu işin üstünün kapatılacağını düşünmeye başladık diyorlar. Yani bırakın millet, AK Parti’de milletvekilliği yapmış kişiler bile bu meseleye yaklaşımdan, buradan bir sonuç çıkmayacağı, olayın üstünün kapatılmaya çalışıldığı intibaını edindiklerini söylüyorlar.
Fon yolsuzluğu sadece fonda parası olanları değil, bütün Türk ekonomisini çok ağır bir şekilde vurmuştur. Ve ne yazık ki önümüzdeki dönemde vurmaya devam edecek. Doğru kararlar alınmazsa Türkiye, gelişmekte olan ülkeler listesinden çıkartılarak daha önce Endonezya’nın yaşamış olduğu süreci yaşayacak. En son Norveç Varlık Fonu’nun da mağdur olduğunu açıkladığını duyduk. Yani sadece içeride değil, dışarıda da bu süreçten mağdur olanlar var. Böyle bir ortamda Türkiye’ye yabancı sermaye gelir mi? Elbette ya gelmez ya da ancak vurguncu sermaye gelir. Onun da bedelini çok ağır ödemek zorunda kalırız.
Değerli basın mensubu arkadaşlarım, biz Denizli’yi sadece bir oy haritası ve milletvekili sayısı olarak görmüyoruz. Biz Denizli’yi 1071’den bir sene önce, 1070’te Afşin’in ordusuyla birlikte ele geçirdiği şehir olarak görüyoruz. Biz Denizli’yi üçüncü Haçlı ordusuyla hareketli savaşta çarpışan Yörüklerin mağlup ettiği, Fransız kralının kaçmak zorunda kaldığı yer olarak görüyoruz. Biz Denizli’yi daha 15 Mayıs 1919’da, Gazi Mustafa Kemal Atatürk Bandırma Vapuru’na binmeden bir gün önce, burada müftüsüyle cihat bayrağını açan ve işgale direnen şehir olarak görüyoruz. Biz Denizli’yi aynı zamanda Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe ile Yunan ordusuna karşı savaşan bir Ege cephesinin sıklet merkezi olarak görüyoruz. Yani Denizli’yi tarihsel bütünlüğü içerisinde ve Türk tarihindeki yeri içinde görüyoruz. Ama Denizli’yi aynı zamanda Türkiye’nin bugünü ve geleceğinde de sanayisi daha da gelişmiş, insanları çalışkan ve girişimci ama Ankara’dan, hükümetten, devletten gereken ekonomik teşvikleri almayan bir şehir olarak görüyoruz. Oysa bu şehirde tekstil sanayisi, çok kolaylıkla savunma sanayisine eklemlenebilecek yatırımlar yapabilecek bilgi ve donanıma sahiptir. Evet, yanlış duymadınız, savunma sanayisi. Ama Denizli sanayisinin önünün inatla açılmadığını da biliyoruz ve görüyoruz.
Denizli ve Türkiye, AK Parti iktidarını aşmadan da böyle bir sonucun ortaya çıkması ne Denizli için mümkündür ne Türkiye için mümkündür. Çünkü AK Parti üretimi değil, rantı temsil eder. AK Parti ara mal üretimini değil, ithalatını temsil eder. AK Parti planlı kalkınmayı değil, günübirlik finans oyunlarını temsil eder. Ve bunun sonucu da bugün ödeyeceğimiz bütçede karşılığı 80 milyar dolar olan, faiz ödemesidir. Yatırıma para gitmemesidir. Emekli, dul ve yetimin, 16 milyonla 23 milyon 500 lira arasında geçinmeye çalışmasıdır. Asgari ücretle en düşük emekli maaşının birleştirilmesi talebinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde reddedilmesidir arkadaşlar. Özetle bunların değişmesi ancak iktidarın değişmesiyle mümkündür ve iktidarın değişmesi için önümüzdeki seçimler büyük bir fırsattır. Biz de Zafer Partisi olarak hızla bu seçimlere hazırlanıyoruz. Bugün ve yarın burada, pazartesi ve salı Aydın’dayız.
Sizlerle bu vesileyle birlikte olduğumuz heyeti de tanıştırmak istiyorum. Genel Başkan Yardımcımız Zekeriya Mete Bey, iş dünyasıyla ilişkilerden sorumlu, eski İstanbul İhracatçılar Birliği Başkanı ve Türk iş dünyasının ihracat sorumluluğunu en iyi bilen isimlerden bir tanesi. Suzan Hanım, kadın, çocuk ve aileden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, iş insanı, enerji sektöründe. Sayın Fikret Artan, ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, eski İhracat Müsteşar Yardımcısı, Washington ticaret ataşemiz olarak görev yapmış. Musa Ertugan Bey, teşkilatlardan sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, Antalyalı bir iş insanı. Ve Profesör Doktor Ali Şehirlioğlu, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Ortopedi Bölümü’nde harp cerrahı iken emekli olmuş ama bütün gazilerin Türkiye’de tanıdığı ve tedavi etmeye devam eden bir hekim. Birlikte çalışıyoruz kendisiyle. Özgür Kibritçioğlu, idari ve mali işlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, iş insanı. Azmi Karamahmutoğlu Bey, iş insanı, aynı zamanda partimizin sözcüsü; Türk milliyetçiliği siyasi hareketi içerisinde tanınan, bilinen, rahmetli Başbuğ Türkeş’in son Ülkü Ocakları Genel Başkanlığını yapmış bir arkadaşımız. Ve Mahmut Kararslan, eski Van ve Ankara emniyet müdürü, terör konusunda uzman ve 15 Temmuz gecesi Ankara’da FETÖ’cü darbe girişimini engelleyen emniyet müdürü. Binasının bombalanmasına rağmen teröristleri tek tek sabaha kadar yakalayıp enterne eden emniyet müdürü.
Yine iki Genel İdare Kurulu Üyesi arkadaşımız var. Erdinç Hoca, Türkiye’de finansman konusunda önde gelen akademisyenlerden. Ve Profesör Doktor Mehmet Alagöz. Kendisi başdanışmanım. Türkiye’de ekonomik kalkınma konusunda uzman bir arkadaşımız. Bir de Erhan Bey, emekli kurmay albay, Harp Akademileri komutan yardımcısıydı. Genel İdare Kurulu üyemiz. Murat Bey danışmanım. O da turizm konusunda güçlü bir iş adamı ve Muharrem Bey de orada. O da madencilik sektöründe Genel İdare Kurulu üyesi arkadaşımız. Ayhan Hanım da İzmir’de sanayici, tekstil sektöründe. Ben burada tekstilin dertlerini anlatırken o da duygulandı sanıyorum. Gördüğünüz gibi arkadaşlar, Zafer Partisi güçlü bir kadroyla bugün Denizli’de, yarın Aydın’da olacak ve bizim için seçim sath-ı maili başlamıştır. Millet de kafasında zaten seçimi başlattı. Biz de Anadolu’yu adım adım dolaşıyoruz.”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Siyasette gündem çok yoğun ve değişken. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Evet, Türk siyaseti düşman ceza hukuku müdahaleleriyle iktidar tarafından şekillendirilmeye, bölünmeye çalışılıyor. Ağır eleştiri yapan gazeteciler tutuklandığı gibi tehdit olarak algılanan siyasetçiler de benim gibi tutuklanıyorlar. Her gün bir başka olayda muhalefetten birisi tutuklanıyor. Ama iktidarla ilgili bir yolsuzluk ortaya çıktığı zaman iktidara yakın siyasetçilerin hiçbirisinin tutuklanmadığını görüyoruz ya da çok az, göz boyama olarak yapılıyor. Bu tabii sağlıklı bir devlet, hukuk devleti ortamı değil. Esasen Türkiye’de artık hukuk devletinden de bahsetmek mümkün değil. Biz demokratik bir ülkede seçime gitmediğimizi biliyoruz. Bu seçimlerde karşımızda bütün imkanlarıyla devlet bürokrasisinin de yer alacağını biliyoruz. Bu adil bir seçim olmayacak. Ama 2015 Haziran seçimleri de adil değildi, kazandık. 2019 seçimleri de adil değildi, kazandık. 2024 seçimleri de adil değildi, kazandık. 2028 seçimleri de adil olmayacak. Yine kazanacağız. Çünkü karşımızda olağanüstü yıpranmış, Türk milletine en ufak bir gelecek perspektifi sunamayan bir iktidar var ve millet bu iktidardan kurtulmak için öfkesini sandığa saklıyor. Durum budur arkadaşlar.”







